BARODAN HABERLER

ADANA BAROSUNDAN “12 EYLÜL” DARBESİNİN 37. YILINDA BASIN AÇIKLAMASI…

194 görüntülenme
11/09/2017
ADANA BAROSUNDAN “12 EYLÜL” DARBESİNİN 37. YILINDA BASIN AÇIKLAMASI…

ADANA BAROSUNDAN “12 EYLÜL” DARBESİNİN 37. YILINDA BASIN AÇIKLAMASI…

BARO BAŞKANIMIZ AV. VELİ KÜÇÜK:
“NE DARBE, NE SİVİL DİKTA, ÇÖZÜM; DEMOKRASİ VE ADALET”

Adana Baro Başkanımız Av. Veli Küçük, ''12 Eylül'' Darbesinin 37.yılı nedeniyle yazılı açıklamada bulundu.

Av. Küçük, açıklamasında; “1980 Askeri darbesinin 37. Yılında 12 Eylül darbesini bir kez daha kınıyor; sivil olsun askeri olsun tüm darbelere ve diktalara karşı olduğumuzu ifade ediyoruz” dedi.

Yapılan açıklama ;
“Bugün 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 37. Yılındayız. 12 Eylül Türkiye için bir milattır ve olumsuz bir dönüm noktasıdır. Demokratik düzenin kesintiye uğradığı bu darbe ile ülkemizde deformasyon süreci başlamış; tüm demokratik kazanımlar tek tek zedelenme sürecine girmiştir.

12 Eylül darbesi ile 1961 Anayasasının sağladığı özgürlükler ortamı ortadan kaldırılmış; temel hak ve özgürlükler yok edilmiş, milyonlarca yurttaşımız gözaltına alınmış, sistematik işkencelere maruz bırakılmış, ölümler, kayıplar, idamlar ve devlet eliyle hukuk cinayetleri yaşanmıştır. 12 Eylül geçti, ama acıları geçmedi, asla da unutulamayacaktır. O dönemde sıkıyönetim komutanlıklarınca kurulan mahkemelerde adil yargılamalar yapılmamış, kısaca hukuk dışı yöntemlerle toplumun aydın ve ilerici kesimleri saf dışı edilmiştir. 12 Eylül yönetimi tarafından 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’i de bu vesileyle bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Bugün Türkiye’de insan hakları açısından acilen yerine getirilmesi gereken tek bir talep vardır: O da toplumsal huzur ve barışın tesis edilmesidir.

Demokrasinin ön şartı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Şu anda Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü parti devleti ve otoriter yönetimin yargı baskısı altındadır. Türkiye’de asgari standartlarda dahi demokrasiden ne yazık ki söz edilemez. Bu nedenle demokratik mücadele kaçınılmazdır.

“NE DARBE, NE OHAL VE SİVİL DİKTA, ÇÖZÜM; DEMOKRASİ VE ADALET”

Demokrasilerde sandıkla gelenler, sandıkla gitmelidirler. Darbeler; ülkemizden, demokrasimizden, yurttaşlarımızdan, zenginliklerimizden çok şey alıp, götürmüştür. Ülkemizin demokrasi kültürünün gelişmemesinde ve insani kaynakların doğru kullanılmamasında darbelerin rolü büyüktür.
Ülkemiz 15 Temmuz 2016 gecesi bir kez daha bir darbe girişimini yaşamıştır. Siyasi iktidarın uygulamalarından, yönetiminden rahatsızlık duyulabilir, beğenilmeyebilir, eleştiri ve barışçıl olmak kaydıyla protesto ortaya konulabilecektir. Ancak çözüm hiçbir zaman için darbe ve hukuk dışı girişimler de aranmamalıdır.

Darbenin bastırılmasına rağmen 20 Temmuz 2016 günü OHAL ilan edilerek, OHAL ve KHK rejimine geçilmesi hak ve özgürlükleri neredeyse tamamen askıya aldı. OHAL süreci bir karşı darbe sürecine döndü ve bugün için sivil dikta rejimi anlayışını ortaya koyan birçok hukuksuzluğu hep birlikte yaşamaktayız. Terörle mücadele kapsamında olması gereken KHK’ların genel anlamıyla hak ve özgürlükleri, hukuk devleti ilkesini yerle bir ettiğini, TBMM’nin saf dışı bırakıldığını, her şeyin tek adam iradesine teslim edildiği karanlık günler yaşıyoruz.

Türkiye’de olağanüstü hal kapsamında bugüne kadar 28 kanun hükmünde kararname (KHK) yayınlanırken; askeri, kolluk ve sivil personel olarak kamu görevlerinden ihraç edilen kişi sayısı 108 bin 25 oldu. HSYK kararlarıyla 4 bin 22 hakim ve savcı kamu görevinden atıldı. Buna karşın 82 kişinin görevine iade edildiği hesaba katıldığında, toplam 3 bin 940 hakim ve savcı işsiz kaldı. TSK personeli olarak toplam 9 bin 629 kişi ihraç edildi. Milli Eğitim bünyesinde ise 33 bin 176 kişi ihraç edildi. Toplumun farklı sesleri ve muhalif kimlikleri hedef alınarak tam anlamıyla cadı avı yürütülerek Barış İsteyen Akademisyenler bağlı oldukları üniversitelerden ihraç edilmiş ve insan hakları savunucuları Büyükada’da toplantı yaptıkları için tutuklanmışlardır.

İşlerinden olmaları nedeniyle barışçıl ve demokratik yöntem ile açıklık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın da tutuklanmaları ve yargılanmaları başka bir vahim örnektir. Bu uygulamalar ile toplum ve yurttaş üzerinde korku, baskı ve endişe ortamı yaratılması kabul edilemez, adeta korku imparatorluğuna dönen ülkemiz bir an evvel olağan günlerine dönmelidir.

Siyasi iktidarın toplumsal huzur ve barış ortamının sağlanmasında, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün işletilmesinde, demokrasi standartlarının yükseltilmesinde, farklılıklara tahammül ve hoşgörüde görev ve sorumlulukları daha da artmış, hukukla bağlı kalarak yönetim sergilemek zorunluluğu daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır.
Ülkemizde bugün halen 12 Eylül Anayasası yürürlüktedir. Dönemin iki generalini ölüm döşeğinde iken görüntüsel olarak yargılayıp haklarında hüküm vererek 12 Eylül’ü unutmak mümkün değildir. 12 Eylül’ün hukuku ve toplumda yarattığı olumsuz tablo ortadan kaldırılmadan Türkiye’de demokratikleşme yolunda atılan tüm adımların sonuçsuz kalacağı bilinmelidir.

1980 Askeri darbesinin 37. Yılında 12 Eylül’ü bir kez daha kınıyor; sivil olsun askeri olsun tüm darbelere ve diktalara karşı olduğumuzu kamuoyu ile paylaşıyoruz. Biz diyoruz ki; Ne Darbe, ne OHAL, ne sivil dikta, Çözüm; Demokrasi ve Adalet.''

Diğer Haberler