BARODAN HABERLER

BARO BAŞKANIMIZ ANKARA BAROSUNUN 10.ULUSLARASI HUKUK KURULTAYINDA ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ SUNUMU YAPTI.

276 görüntülenme
13/01/2018
BARO BAŞKANIMIZ ANKARA BAROSUNUN 10.ULUSLARASI HUKUK KURULTAYINDA ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ SUNUMU YAPTI.

BARO BAŞKANIMIZ ANKARA BAROSUNUN 10.ULUSLARASI HUKUK KURULTAYINDA ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ SUNUMU YAPTI.

BAŞKANIMIZ AV.VELİ KÜÇÜK;
“ÜLKEMİZ DEMOKRASİSİ HER GEÇEN GÜN GERİYE GİTMEKTEDİR”

Ankara Barosu ev sahipliğinde düzenlenen 10. Uluslararası Hukuk Kurultayında Baro Başkanımız Av. Veli KÜÇÜK, Türkiye Barolar Birliği Av. Özdemir Özok Kültür ve Kongre Merkezi’nde devam eden programlar çerçevesinde dünkü oturumunda ‘İfade Özgürlüğü’ konusunda düşüncelerini paylaştı.

Avukat, hakim, savcı ve stajyer avukat meslektaşlarımız ile üniversite öğrencilerinin katıldığı programın bugün gerçekleşen öğleden sonraki bölümünde oturum Başkanlığını 24. Dönem İzmir CHP Milletvekili - AİHM Önceki Dönem Üyesi Mahmut Rıza TÜRMEN yaptı. Programda; Adana Barosu Başkanımız Av. Veli KÜÇÜK ile birlikte, Gazeteci-Yazar İhsan ELİAÇIK, Av. Prof. Dr. Z. Seldağ GÜNEŞ PESCHKE (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi), Alborz Barosu/İran Avukat Peyman ZAMANIAHMADABA tebliğlerini sundular.

“ÜLKEMİZ DEMOKRASİSİ HER GEÇEN GÜN GERİYE GİTMEKTEDİR”

Baro Başkanımız Av. Küçük, sunumunda ifade özgürlüğünün Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ilan edilen, birçok ülke tarafından kabul edilen bir hak olduğunu belirterek, “Herkes engel olmaksızın fikirlere sahip olmalıdır. Herkesin ifade özgürlüğü hakkı olmalıdır; bu hak, her türlü bilgi ve fikirleri sınır olmaksızın, sözlü, yazılı, basılmış, sanat veya herhangi dilediği bir medya ortamıyla öğrenme, alma ve verme hakkıdır. Ülkemizin İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi tercümesinin 19'uncu maddesi şöyle der:
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."

Ancak düşünceyi ifade ve basın özgürlüğü ne yazık ki bugün ülkemizde fiilen bulunmamaktadır. Fikir özgürlüğü, fikri ifade etme özgürlüğü demektir. “Haklı bir davaya en büyük zararı, muhalefetin acımasızca saldırması değil, yandaşlarının aptalca savunması verir." (Alexander Hamilton) sözünü hatırlatırım.
Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, gazetecilerin özgür kalması sağlanmalı, gazetecilik mesleğini suç gören anlayıştan vazgeçilmelidir.

Demokrasinin ön şartı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Şu anda Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü parti devleti anlayışının ve otoriter yönetimin kadrolaşma mantığı ile baktığı yargı eliyle baskı altındadır. Ülkemizde ne yazık ki, 94 yıllık Cumhuriyet kazanımlarının ürünü tüm demokratik kazanımlar tek tek ortadan kaldırılmaktadır.
Demokrasinin ve de bireysel özgürlüklerin vazgeçilmez unsuru olan düşündüklerini açıklama ve yayma hürriyetini, yani ifade özgürlüğünü, bir “turnusol kâğıdı” olarak değerlendirmek mümkündür. Bir ülkede demokrasinin, kişi hak ve özgürlüklerinin ne kadar önemsendiği, en net bir şekilde, bu özgürlüklerlerin yaşama geçmesi ile anlam ifade eder. Uzun yıllardır Türkiye toplumunun önündeki en büyük sorunlardan birisi, kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. Hâlâ bu ülkenin aydınları, akademisyenleri, insan hakları savunucuları, sorunlara duyarlı yurttaşları, düşüncelerini açıkladıkları için soruşturmalara uğramakta, haklarında davalar açılmakta, hatta hayatlarının bir bölümünü hapishanelerde geçirmek zorunda kalmaktadır. İfade özgürlüğü sorununun çözülmesi, Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olmadı yolunda atması gereken öncelikli ve de en önemli adımlardan biridir.”

’94 YILLIK TARİHİMİZİN 42,5 YILI OHAL’LE YÖNETİLDİ’

Baro Başkanımız Av. Veli Küçük, ülkemizin demokrasi kültürünün gelişmemesinde ve insani kaynakların doğru kullanılmamasında darbelerin rolünün büyük olduğunu ifade ederek, “Ülkemizden, demokrasimizden, yurttaşlarımızdan, zenginliklerimizden çok şey alıp, götürmüştür.
2017 yılında yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin, OHAL döneminde Türkiye’nin olağanüstü hak ihlallerine tanık olmuş, 94 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 42,5 yılı OHAL ve sıkıyönetim ile geçmiştir. OHAL dönemlerinde çıkarılan yasaların OHAL sonrası dönemleri de etkilemektedir. Bu güne kadar ülkemiz tarihinde toplam 698 adet KHK yayınlandı ve bu KHK’larla 300’den fazla yasada değişiklik yapıldı. Bizler 'OHAL kaldırılsın' diyoruz ancak bu yeterli değil. OHAL döneminde yapılan değişiklikler OHAL sonrası dönemlerde de hak ihlallerine sebep olmaktadır, bu yüzden OHAL döneminde yapılan değişikliklerinde kaldırılması gerekmektedir.
Ülkemiz 15 Temmuz 2016 gecesi bir kez daha darbe girişimini yaşamıştır. Siyasi iktidarın uygulamalarından, yönetiminden rahatsızlık duyulabilir, beğenilmeyebilir, eleştiri ve barışçıl olmak kaydıyla protesto ortaya konulabilecektir. Ancak çözüm hiçbir zaman için darbe ve hukuk dışı girişimler de aranmamalıdır.
Darbenin bastırılmasına rağmen 20 Temmuz 2016 günü OHAL ilan edilerek, OHAL ve KHK rejimine geçilmesi ile hak ve özgürlükler tamamen askıya alınmıştır. OHAL süreci bir karşı darbe sürecine döndü ve bugün için sivil dikta rejimi anlayışını ortaya koyan birçok hukuksuzluğu hep birlikte yaşamaktayız. Terörle mücadele kapsamında olması gereken KHK´ların genel anlamıyla hak ve özgürlükleri, hukuk devleti ilkesini yerle bir etmiştir. Halk iradesinin tecelli ettiği TBMM´nin saf dışı bırakılmıştır, her şeyin tek adam iradesine teslim edildiği karanlık günler yaşıyoruz.”

“SON 15 YILDA HAK VE ÖZGÜRLÜKLER BÜYÜK YARA ALMIŞTIR”

Adana Baro Başkanımız Av. Veli Küçük, “Demokrasilerde sandıkla gelenler, sandıkla gitmelidirler" diyenler 'ya istifa ya da dosyaları açıklarım' tehditleriyle belediye başkanlarını görevden alabilmekte veya tutuklanmakta olduğunu hatırlatarak, “Suçla ve suçluyla mücadele elbette devletin görevidir. Ancak, bu insanlar hırsızlık, yolsuzluk yaptığı için tutuklanmadı, sadece siyasi görüşlerinden dolayı tutuklanmıştır.

Bugün Türkiye´de yurttaşın öncelikili talebİ; toplumsal huzur ve barışın tesis edilmesidir. Türkiye´de asgari standartlarda dahi demokrasiden ne yazık ki söz edilemeyecektir.
Siyasi iktidarın demokrasinin standartlarını yükseltmek için düşüncenin ifade edilmesi, örgütlenme, basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması gerekirken, temel hak ve özgürlüklerin kullanımını daraltan, demokratik parlamenter rejimden totaliter rejimlere özgü, Türk usulü partili cumhurbaşkanı sistemiyle birlikte baskıcı ve sansürcü bir anlayışın tüm uygulamaları görülmektedir.
Ülkemizde basın (medya)-siyasi iktidar ilişkileri ne yazık ki, yandaş olup olmamaya, siyasi iktidarı yüceltip yüceltmemeye indirgenmiştir.”

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 180 ÜLKE ARASINDA 155. SIRADAYIZ”

Av. Küçük, sözlerine şöyle devam etti;
“Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütünün 2017 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinin açıklanmış; bu endekse göre Türkiye 4 sıra gerileyerek 180 ülke arasında 155. sırada yer almaktadır. Endeksin analizi ve ortaya çıkan bu tablo “tek adam” anlayışının yükseldiği ve medyaya saldırıların sıradanlaştığı bir dünyanın yansımasıdır.

Ülkemizde 159 gazeteci ve medya çalışanın cezaevinde olduğu ve özellikle demokrasilerde özgürlüklerin baskı altına alındığı bir hakikat ötesi ve propaganda çağına gelmiş bulunmaktayız. Yurttaşın haber alma hakkı, bilgilendirilme hakkı, demokrasinin işletilmesinde dördüncü kuvvet olması gereken basının (medya) görevini ne kadar yerine getirebildiği de ayrı bir tartışma konusudur. “

‘CUMHURBAŞKANINI VE SİYASİ İKTİDARI ELEŞTİRİRSEN GÖZALTINA ALINIYORSUN’

Düşünce ve ifade özgürlüğünün kapsayıcı yönü olduğunu belirten Av. Küçük, “Toplantı ve gösteri hakkı bir ifade özgürlüğü ve farklı bir demokratik haktır. Cumhurbaşkanını ve siyasi iktidarı eleştirecek bir gösteri yapmak istediğinizde engellenmekte ve yasal işleme maruz kalmaktasınız. Sosyal medya paylaşımlarının da ifade özgürlüğü kapsamındadır ve insanlar özgürce sosyal medyayı kullanabilmelidir. Türkiye’de sosyal medya paylaşımlarından kaynaklı 18 bin dava vardır. Bu çok ağır bir tablodur.” dedi

"650 BİN KİŞİ YARGI TAKİBİNDEDİR"

Av. Küçük, “2005 yılında ceza infaz kanunu ve TCK’de yapılan değişiklik ile asli cezalandırma ve yargılamanın tutuksuz olması felsefesi öne çıkarılmıştı. Ancak 2014 yılında cezaevlerinde 154 bin 179 kişi varken, 2015 yılında bu rakam 178 bin 89’a yükseldi. 2017 yılında bu rakam Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak 230 bin 735’e çıktı, oysa mevcut siyasi iktidar göreve geldiğinde cezaevlerinde 59 bin 429 kişi vardı. Ayrıca darbe teşebbüsü sonrası yapılan düzenleme ile binlerce adli tutuklu veya hükümlü cezaevinden adli kontrol şartı ile tahliye edildi. Şu anda adli kontrol hükümlerine tabi yurttaş sayısı 400 binden fazla. Tutuklu, hükümlü, adli kontrol hükümlerine göre serbest kişi sayısı toplam 650 bin civarındadır. “ diye konuştu.

"OLAĞAN GÜNLERE DÖNÜLMELİ"

Türkiye´de olağanüstü hal kapsamında bugüne kadar 31 kanun hükmünde kararname (KHK) yayınlandığına değinen Av. Küçük; Pek çok uluslararası sözleşme ve anayasa ihlal edildi. Anayasa’nın 120 ve 121. maddelerine aykırı bu KHK'lardan sadece 5’i Meclis onayına sunuldu.

KHK'lar ile askeri, kolluk ve sivil personel olarak kamu görevlerinden ihraç edilen kişi sayısı yaklaşık 110 bindir. HSYK kararlarıyla 4 bin 22 hakim ve savcı kamu görevinden atılmıştır.

600'ün üzerinde meslektaşımızın cezaevine gönderildiği, bir o kadar meslektaşımızın yasaklı ilan edildiği, işkencelerin hayatın bir parçası olduğu bir dönemdeyiz.

Toplumun farklı seslerinin ve muhalif kimliklerinin hedef alınarak tam anlamıyla cadı avı yürütülerek Barış İsteyen Akademisyenler bağlı oldukları üniversitelerden ihraç edilmiş ve insan hakları savunucuları Büyükada´da toplantı yaptıkları için tutuklanmışlardır. Bu uygulamalar ile toplum ve yurttaş üzerinde korku, baskı ve endişe ortamı yaratılması kabul edilemez, adeta korku imparatorluğuna dönen ülkemiz bir an evvel olağan günlerine dönmelidir.” dedi

“GAZETECİLERİN TAHLİYE EDİLMEMESİ YENİ BİR HAK İHLALİDİR”

“Anayasa Mahkemesi kararı ile ifade ve basın hürriyeti ihlali kararı verilen Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tahliye edilmemeleri yeni bir hak ihlalidir. “ diyen Av. Küçük, “Yargı mercileri arasındaki farklı ve uyumsuz uygulamalar yargıya olan güveni daha da azaltmaktadır. Türkiye’de ne yazık ki hukuk katledilmektedir.” dedi.

"NE DARBE, NE OHAL, NE SİVİL DİKTA, ÇÖZÜM; DEMOKRASİ VE ADALET”

Siyasi iktidara toplumsal huzur ve barış ortamının sağlanmasında, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün işletilmesinde, demokrasi standartlarının yükseltilmesinde, farklılıklara tahammül ve hoşgörüde görev ve sorumluluk düştüğüne işaret eden Av. Küçük, “Hukuk devleti ilkesine bağlı kalarak şeffaf ve denetlenebilir yönetim sergilemek zorunluluğu daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde bugün halen 12 Eylül Anayasası yürürlüktedir. Dönemin iki generalini ölüm döşeğinde iken görüntüsel olarak yargılayıp haklarında hüküm vererek 12 Eylül´ü unutmak mümkün değildir. 12 Eylül´ün hukuku ve toplumda yarattığı olumsuz tablo ile bugünün hukuksuz uygulamaları ortadan kaldırılmadan Türkiye´de demokratikleşme yolunda atılan tüm adımların sonuçsuz kalacağı bilinmelidir. Ülkemizde özgürlüklerin reçetesi; Ne Darbe, ne OHAL, ne sivil diktadır, çözüm; Demokrasi ve Adaletdir.” diye sözlerini tamamlamıştır.

“BAŞKANIMIZA TEŞEKKÜR PLAKETİ TAKDİM EDİLDİ”

Sunumların ardından Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan CANDURAN ve Yönetim Kurulu Üyesi Av.Hamit Baykara Kurultaya, bildirileriyle, soru ve yorumlarıyla katkı yapan Adana Baro Başkanımız Av. Veli KÜÇÜK'e ve diğer konuşmacılara teşekkür ederek, plaket takdim etti.

Dört gün sürecek Kurultay 14 Ocak 2018 tarihinde sona erecektir.

Diğer Haberler